SANATIN, YAŞAMIN KIYISINA YOLCULUK
ARAYIŞ...
Bazen sadece bir kelime duymayı, okumayı beklediğini fark edersin hayatında, bir yaratım sürecine girmek için... O söz belki hayatın erken bir evresinde seni bulur, bazen umudunu kaybettiğin ileri bir süreçte, bazen de hiçbir zaman gelmez sana ama onun umudu ile yaşarsın...
Öncelikle bloğumun başlığını neden 'SANATIN KIYISINA YOLCULUK' yaptığımı anlatarak başlamak istiyorum. İnsanlar yaşamlarının belirli dönemlerinde hep bir arayış içerisinde olmuşlardır. Bu arayışlar kişiden kişiye farklılık kazansa da biz genel başlık altında toplarsak '' Benlik '' arayışı diyebileceğimizi düşünüyorum.
Bende içimdeki duygusal karmaşanın ve yaşadığımız sürecin ağırlığının altında ezildiğim bir dönemde, arayışlarım esnasında Tezer Özlü'nün kitabına rast geldim. ''YAŞAMIN UCUNA YOLCULUK'', bu kitabı ve Tezer Özlü'yü aşağıda uzunca sizlere anlatacağım, şimdi geçiyorum. :)
Bu kitabı okuduğum süreçte bir dağ köyünde, içimdeki boşluk ve karmaşayı anlamlandırmaya çalışıyordum. Bir arkadaşın o süreçte bana o günkü ruhsal durumumla bu kitabı okumamın pek sağlıklı olmadığını söylediğini hatırlıyorum. Ama Tezer Özlü'nün yaşamın anlamını arayan kişiliği beni çekiyordu. Okudukça, her düşüncesi ve yaşamıyla benleşiyordu kitaptaki karakter. O zamanlar mükemmel bir etki bırakmıştı bende. O zamanlar diyorum çünkü üzerine okunan fazlaca -bu kitap gibi- muhteşem yapıtlar oldu. Hepside farklı etkiler bıraktı içimde. Ama şu anda bunları yazıyor olmamda gösteriyor ki silinmedi benden Özlü'nün etkisi.
Her kitap, biterken bir parçasını bir parçasında bırakıyor okumasını bilen insanın...
Hayatınıza, insandan çok kitap girmesi dileği ile...
TEZER ÖZLÜ
Her var oluş, kendisiyle beraber ölümü de getiriyor.
- DOĞUM: 1943-İSTANBUL
- ÖLÜM: 18 Şubat 1986-İSVİÇRE(Zürih) şimdi cenazesi İstanbul- Aşiyan Mezarlığında.
- EĞİTİM:İstanbul'da Avusturya Kız Lisesi'nde okudu (Austrian St. George's College)
- MESLEK: Çevirmen, Yazar..
Tezer Özlü, 1935 yılında doğan öykü ve roman yazarı Demir Özlü'nün kız kardeşidir. Yayımladığı üç "farklı" kitabıyla edebiyatımızın çok erken yaşta yitirdiği en özgün kalemlerden biri oldu.
1963 (Ankara) ve 1968 (İstanbul) yıllarında çevirmenlik yaptı. 1981 yılında burslu olarak Almanya'ya gitti. Burada radyo programları yaptı.İstanbul'da Avusturya Kız Lisesi'nde okudu (Austrian St. George's College).
İlk kitabı olan ESKİ BAHÇE'yi 1968'ten sonra dergilerde yayımlanan öykülerden oluşturdu.
İlk romanı ÇOCUKLUĞUMUN SOĞUK GECELERİ, kişinin çocukluğundan başlayarak içine düştüğü, yaşamın kimi zaman fiziksel-kaba, kimi zaman inceltilmiş-dolaylı baskılarıyla karşı karşıya kalışını ve yaşadığı ya da yaşamına izin verilmek istenmeyen farklılığını ve uyumsuzluğunu son derece sarsıcı ve incelikli bir biçimde 'teninde duyarak' işlemiştir.
Özlü yaşamın anlamını arayan ve bu anlayışı hayranlık üç yazarın ( Svevo, Kafka ve Pavese ) izlerini sürdüren ikinci roman/ anlatısını ise 1983'te Auf den Spuren enines Selbstmords (Bir İntiharın İzinde) adıyla yazmış, yapıt 1983 Marburg Yazın Ödülü'nü kazanmıştır. Bu kitap daha sonra dilimizde, yazarı tarafından YAŞAMIN UCUNA YOLCULUK (1984) adıyla bir anlamda yeniden yaratıldı
Gülüşleri ve yazılarıyla can veren insanların anısına, ışıklar içinde uyusunlar....
ESERLERİ:
-Ölümünü ardından ilk öykü kitabı , daha sonra yazdığı öykülerle bir arada ESKİ BAHÇE- ESKİ SEVGİ (1987)
-Kimi günce ve anlatı parçaları KALANLAR (1990)
-Yayımlanan bir senaryosu ZAMAN DIŞI YAŞAM (1998)
-LEYLA ERBİL'E MEKTUPLAR (1995)
-Ferid EDGÜ'ye yazdığı mektuplar HER ŞEYİN SONUNDAYIM (2010)
-ÇOCUKLUĞUN SOĞUK GECELERİ (1994)
-YAŞAMIN UCUNA YOLCULUK (1993)
-YERYÜZÜNE DAYANABİLMEK İÇİN (2013)
ALMANCA ESERLERİ:
-Die kalten Nächte der Kindheit: Roman (1985)
-La vie hors du temps: Voyage sur les traces de Kafka, Svevo et Pavese
-Les nuits froides de l'enfance
Yaşamın Ucuna Yolculuk
''Yolculuk ilginçtir. yaşamın sürekliliği içinde, başlı başına kesitler oluştururlar. dağlardan, deniz kıyılarından, kentlerden, gecelerden geçilir. insanlardan geçilir. irmaklar görülür. insanlar görülür. kalabalık ya da bomboş istasyonlar belirir. sonra herhangi bir ormanla karşılaşırsın. belki birkaç gün önce geçtiğin bir orman. bir kent. ağaçların kızıl kahverengiliğini, yeşilliğini, çıplaklığını algılamış mıydım, diye sorarsın kendi kendine. yol kıyısında bir başına bir çocuk durur. büyük bir siyah şemsiye tutar elinde. yeşil, yün örgüsü bir başlık giymiştir. elinde gene yeşil, cırtlak yeşil bir plastik torba tutuyordur. yanı başında güttüğü iki koyun durur. çocuk, kendini bürüyen yalnızlığın, boşluğun bilincinde değildir. ve diğer dünyaların. her insanın oluşturduğu bir bütün dünyanın. sonra yol ilerler. dünyalara açılan yeni yaşamlardır yolculuklar.''
Kitap 125 sayfa lakin o sayfaların içinde öyle bir yolculuğa çıkıyoruz ki bazen en derine bazende en tepeye bizi çıkartıp bir şeyler idrak etmemizi sağlıyor.
Bu kitabı okuduktan sonra direk sorgulamaya geçiyorsunuz, yaşamınızı baştan gözden geçirme ihtiyacı sarıyor bütün benliğinizi..
Tüm duyguların en güzeli duygusuzluk; öyle bir duygusuzluk ki, insanın tüm dünyayı ve insanları kucaklayabileceği duygusuzluğunun duygusu... Muazzam bir sözsel derinliğin içinde kaybolma hali yaşıyorsunuz...
''Yaşamım boyunca içimi kemirttiniz. Evlerinizle, okullarınızla, iş yerlerinizle, özel ya da resmi kuruluşlarınızla içimi kemirttiniz. Ölmek istedim, dirilttiniz. Yazı yazmak istedim, aç kalırsın, dediniz. Aç kalmayı denedim, serum verdiniz. Delirdim, kafama elektrik verdiniz. Hiç aile olunmayacak bir insanla bir araya geldim, gene aile olduk. Ben bütün bunların dışındayım. Şimdi tek konuğu olduğum bu otelden ayrılırken, hangi otobüs ya da tren istasyonuna, hangi havaalanı ya da hangi limana doğru gideceğimi bilmediğim bu sabahta, iyi, başarılı, düzenli bir insandan başka her şey olduğumu duyuyorum.''
'' Yeryüzünün gözyaşları sonsuzdur. Biri ağlamaya başladığında, bir başka yerde, bir başkasının gözyaşları diner.' Beckett'in bu cümlesini değiştirerek yazıyorum. 'Yeryüzünün öyküleri sonsuzdur. Biri, bir yerde intihar ettiğinde, bir başkası intihar etmeye hazırlanıyordur. Biri ölmeye başladığında, bir başka yerde yaşama başlıyordur diğeri. ''
'' Bütün yaşama cesaretimi ölülerden alıyorum. Anlatılarında yaşadığım ölülerden. Bu kahrolası dünyayı, yaşanılır bir dünya ya dönüştürmeyi başarmış ölülerden. Dünyanın ihtiyacı olan, her olguyu vermiş, söylemiş, yazmış ölülerden.''
''Yaşam özlemini doğuracak bir olgu mümkün mü?'
"Yaşamın daha doğrusu yaşamın ortasında, tüm özlemlerimin doyumsuz kaldığını nasıl da algılıyorum. ama artık yorulmaksızın aramak yok. aranan yaşantılar arandı. yaşandı. bir kısmı gömüldü. yeniden toprak oldu. canlılıklarını duyduğum, canlılıklarını birlikte bölüştüğüm birtakım insanlar gitti. onlar adına, onları da özlemek, onlar için özlemek, onlar için de sevmek. insan yaşamının mutlak en önemli olgusu sevilen bir insanı özlemek, istemek. onun yanındayken de özlemek, istemek. oysa yaşam genellikle insanın bir başına kalması. uykuda. uykuyu ararken. derin uykuların ötesinde bile zaman zaman düşünde sezinlemiyor mu insan bir başınalığın çaresizliğini?"
"İnsan çoğu kez herşeyin son bulduğu duygusuna kapılıyor, oysa yaşamın sonsuzluğunu algılayabilmek için bile yeterli değil bir insan ömrü."
Pavese'nin bolca alıntılarını göreceksiniz:
'' Çevreyi tanımlamak değil duygularla yaşamak gerekir.''
'' Acımın derinliğinde, benim için arta kalan hiçbir şey yok. Yalnızlığımı algılamanın gururu bile...'''' Kader diye birşey yoktur, yalnız sınırlar vardır . En kötü yazgı sınırları sabırla karşılamaktır. Karşı çıkmak gerekir.''
Kitabın ismi Yaşamın Ucuna Yolculuk lakin okuyunca sayfalar git gide sizi yaşamınızın içine çekiyor.. İşte başlığımın Sanatın Kıyısına Yolculuk olmasının en büyük sebebi budur! Elimden, elimizden geldiğince hep birlikte sanatın ucunda, kıyısında gezinmeyi bırakıp içine derinine girmeye çalışmaktır amacım..
İçimdeki heyecanla bunları siz değerli bireylere sunmak istedim, bir eksikliğim olduysa affola..
Okuyup, vakit ayırdığınız için Teşekkür ederim ve güzel günler dilerim. :)







Yorumlar
Yorum Gönder